KANTARON OTU...

28/2/2009 · Kategori: sifali bitkiler___

Latince ismi : Hypericum perforatum

KANTARON OTU

Hypericum perforatum L.) Tarla, yol ve orman kıyılarında, tepelerde ve çayırlarda Temmuz’dan Eylül’e kadar çiçeklenen ve ülkemizde, sari kantaron, kan otu, kılıç otu, mayasıl otu ve yara otu gibi yöresel adlara da sahip olan şifalı bir bitkidir. Bitki 25-60 cm boyunda olup, çok dallıdır ve sapları ayrı olduğu halde bir şemsiye biçimindeki çiçekleri 5 parçalı, korolla altın sarisi renkli ve kenarları siyah renkli guddeli tüyler ile çevrilidir . Erkek organları çok adette ve 3 demet halinde bir araya toplanmıştır. Yapraklar ışığa karşı tutulduğunda, yağ guddeleri, parlak noktacıklar halinde kolaylıkla görülür. Bitkiye binbirdelik otu denmesi bu özellikten ileri gelmektedir. Yanılmamak için, tam olarak açmış bir çiçeği parmaklarınızın arasında ezdiğinizde, ondan kırmızı bir su aktığını göreceksiniz.

 

Faydaları ve Kullanım Alanları

• Yaraların iyileşme sürecini hızlandırabilir
• Hafif ve orta şiddetteki depresyonlarda rahatlatıcı ve sakinleştirici etkisi vardır.
• Korku, endişe, kaygı, umutsuzluk ve çaresizlik duygularının giderilmesinde yardımcıdır.
• Siyatik, eklem iltihabı (artrit) ve pre-menstural kramplar (Adet öncesi ağrı ve sıkıntılar) giderilmesinde faydalıdır.
• Safra salgısını uygun yönde etkileyerek sindirim sistemini rahatlatabilir.
• Kronik yorgunluk sendromunda, uykusuzluk, menopoz dönemindeki sıkıntı, stres ve gerginliklerin giderilmesinde etkili olabilir.


.Her derde deva olduğundan bahsedilir.özellikle mide ağrılarına birebir geldiğini bizzat gözlemlenmiştir. Ayrıca zeytinyağına ufalanarak merhem haline

getirildikten sonra açık yaralara sürüldüğünde ,yaraların çok çabuk iyileşmesini sağlar.

 

Hastalar üzerindeki gözlemlerimize dayanarak ifade ediyoruz ki doğru Kantaron kullanımı ve düzenli içildiği takdirde kanser hücreleri üzerinde temizleyici bir etki görülmektedir.

 

Uludağ Üniversitesi Ziraat Fakültesi Tarla Bitkileri Bölümü Öğretim Görevlisi Dr. Oya Kaçar, kantaron otunun Avrupa’da son yıllarda hafif ve orta şiddetli depresyonların, stres, uykusuzluk, anksiyete gibi günlük yaşamı olumsuz etkileyen rahatsızlıkların tedavisinde basarıyla kullanıldığını, atidepresan olarak kullanılan sentetik ilaçların kullanımında karşılaşılan uykusuzluk, kilo kaybı, seksüel bozukluklar gibi ciddi yan etkilere de rastlanmadığını belirtti.

 

Yan Etkiler ve Etkileşimleri:
Hamilelerde kullanılması yeterli klinik çalışma olmadığı için önerilmez.
Bazı hastalarda sindirim bozukluklarına neden olmuştur.
Bazı kişilerde alerjik reaksiyonlara sebep olabilmektedir.Bu gibi hallerde kullanımı kesmek gerek
ir.

 

Binbirdelik Otu (Hypericum perforatum L.) tarla, yol ve orman kıyılarında, tepelerde ve çayırlarda Temmuz’dan Eylül’e kadar çiçeklenen ve ülkemizde, sarı kantaron, kanotu, kılıçotu,  mayasılotu ve yaraotu  gibi yöresel adlara da sahip olan şifalı bir bitkidir. Bitki 25-60 cm boyunda olup, çok dallıdır ve sapları ayrı olduğu halde bir şemsiye biçimindeki çiçekleri 5 parçalı, korolla altın sarısı renkli ve kenarları siyah renkli guddeli tüyler ile çevrilidir . Erkek organları çok adette ve 3 demet halinde bir araya toplanmıştır. Yapraklar ışığa karşı tutulduğunda, yağ guddeleri, parlak noktacıklar halinde kolaylıkla görülür. Bitkiye binbirdelik otu denmesi bu özellikten ileri gelmektedir.  Yanılmamak için, tam olarak açmış bir çiçeği parmaklarınızın arasında ezdiğinizde, ondan kırmızı bir su aktığını göreceksiniz. Tanen (tannin), uçucu yağlar (carophyllene, pinene, limonene, myrcene), flavon türevleri (flavonoids; quercitrin, quercitin, rutin),  hipericin (hypericin, pseudohypericin), karoten (carotene), Vitamin C ve resin  içermektedir. Binbirdelik otunun Türkiye' de 70 kadar türü olup; bu türlerden büyük çiçekli binbirdelikotunu (koyunkıran, kuzukıran),(Hypericum calycinum L.) yiyen hayvanlar (Koyun, sığır,at) dan yalnız beyaz tüylü olanlarda bazen ölümle sonuçlanan, deri hastalıkları meydana gelir. Siyah tüylü hayvanlarda bu tip bir duyarlılık meydana gelmemektedir. Avrupa ve Anadolu ‘da yaygın bir bitki olup; Hristyan inancında kutsal bir yeri vardır. Avusturya’da İsa’nın haç kanı, Tanrı kayrası otu ve peygamber kanı gibi isimlerle anılmaktadır.

 

    Binbirdelikotu çayı ; sinir yaralanmalarında ve her türlü sinirsel şikayetlerde, çarpma sonucu yaralanmalarda ve ağır kaldırma sonucu ortaya çıkan rahatsızlıklarda kullanılabilir. Ayrıca o, ishale karşı da  etkili bir bitkidir. Sinirsel yüz ağrıları , günde 2-3 bardak binbirdelikotu  çayı içip, dıştan da (haricen) ağrılı bölgeler uzunca bir süre binbirdelikotu yağı ile ovalanarak iyileştirilebilir.  Bitkinin ayrıca, sinir iyileştirici olarak adlandırılan ve sinirsel rahatsızlıklarda, nevrozlarda, uykusuzlukta ve sinir yorgunluklarında başarıyla kullanılan bir de tentürü (Binbirdelikotu Tentürü) hazırlanabilir. Bu tentür dıştan (haricen) friksiyon (ovarak sürme) biçiminde, içten (dahilen) ise, günde 10-15 damla, 1 yemek kaşığı suya karıştırılarak kullanılır. Konuşma bozukluklarında, rahatsız uykularda, histeri krizlerinde, uyurgezerlikte olduğu kadar, yatağa işeme ve depresyonlarda da başarıyla kullanılabilir. Tüm bu hastalıklarda içten binbirdelikotu çayını kullanırken, bir yandan da oturma çok olumlu sonuçlar verdiği söylenebilir. Haftanın 6 günü, arka arkaya ayak banyoları alınması da tavsiye edilmektedir. Sinir sistemi ile ilgili tüm rahatsızlıklarda bu kür önemlidir.

 

    Gelişme çağındaki genç kızların, bir süre (Birkaç ay) günde 2 bardak binbirdelikotu çayı içmeleri tavsiye edilir. Bu çay, cinsel organların gelişmesine yardımcı olacak ve adet görme düzensizliklerine son verecektir. Çok ünlü olan Binbirdelikotu (Kantaron) Yağı’da hiç bir evde eksik olmamalıdır. Gerçekten de binbirdelikotu yağı ; ağrı kesici, iltihap önleyici ve iyileştirici özellikleriyle, en iyi yara yağıdır. Bu yağı herkes kolayca hazırlayabilir. İyileştirme gücünü en az 2 yıl korur ve yalnızca açık yaralarda, yeni yaralanmalarda, hematomlarda (Deride mavi-mor lekeler), beze şişkinliklerinde, güneş yanıklarında ve pürüzlü yüz ciltlerinde bakım toniği olarak kullanılmakla kalmayıp, uçuklar (herpes), varisli damarlar, basurlar (hemorrhoids), sırt ağrıları, lumbago, siyatik, mafsal (eklem) iltihabı, romatizma ve   felçli-inmeli (paralysis) bölgelerde de etkili bir friksiyon (Ovarak sürme) yağı olarak kullanılabilir. Yanıklarda ve haşlanmalarda etkili bir yağa sahip olabilmek için bitkinin çiçekleri keten tohumu yağına yatırılır. Bu yağ, güneş yanıklarında da kullanılabilir. Karınlarına zeytinyağı ile hazırlanmış binbirdelikotu (Kantaron) yağı sürüldüğünde karın ağrısı çeken bebeklerin ağlamaları sona erebilir.  

 

 Kullanım Biçimleri :

Çay Hazırlamak : 1 tatlı kaşığı dolusu bitki, orta boy 1 su bardağı kaynamış suya eklenir  ve 3-4 dakika demlendikten sonra süzülür. Yukarıda belirtilen durumlarda günde 2-3 bardak içilir.

 

Binbirdelikotu (Kantaron) Yağı Hazırlamak : Güneşli havada toplanmış çiçekler, gevsek biçimde bir şişeye doldurulur ve üstüne, sızma zeytinyağı eklenir. Zeytinyağı çiçekleri örtmelidir. Mayalanma süresi olan 3-5 gün süresince şişenin kapağı açık tutulur ve arada bir çalkalanarak, güneşli bir yerde bekletilir. Daha sonra şişenin kapağı kapatılır ve 4-5 hafta boyunca, arada bir çalkalanarak güneşte bekletilir. Süre sonunda süzülür, çiçekler de sıkılır ve koyu renkli şişelere doldurularak saklanır. Yanık yaraları için, zeytinyağı yerine, ketentohumu yağı kullanılır.

Binbirdelikotu (Kantaron) Tentürü Hazırlamak : 1 litre konyağın içine, güneşte toplanmış ve ince kıyılmış 2 avuç bitki (sap, yaprak ve çiçek ) eklenir. Sise 14 gün boyunca güneşte bekletilir ve arada bir çalkalanır. Süre sonunda süzülür ve koyu renkli şişelere aktarılarak, serin bir ortamda saklanır.

 

Sarı Kantaron Ekstresi: (Hypericum perforatum L.) Özellikle Avrupa ve Amerika'da çay yerine, bitkinin çiçek, yaprak ve saplarından elde edilen ve kapsül şeklinde satılan ekstresi de kullanılmaktadır.  Kronik yorgunluk sendromunda, menopoz dönemindeki sıkıntı, stres ve gerginliklerin giderilmesinde  faydalıdır.


ANTİDEPRESAN ÖZELLİĞE SAHİP
       Eski çağlardan beri şeker, kronik romatizma, mide-bağırsak, bronşit hastalıkları ve soğuk algınlıklarının tedavisinde kullanılan otun, “parazit düşürücü”, antiseptik ve yara iyileştirici etkisinin bulunduğunu anlatan Dr. Kaçar, bu özellikleri nedeniyle yanık tedavisinde de etkili olan otun içeriğindeki “Hypericin” adlı maddenin, antidepresan özelliğinin bulunduğunu anlattı. Dr. Kaçar, şunları kaydetti: “Klinik ve hayvan deneylerinde antidepresan etkinliği kanıtlanan ve (doğal prozac) olarak anılan ot, yan etkisi olmadığı için Avrupa’da son yıllarda hafif ve orta şiddetli depresyonların, stres, uykusuzluk, anksiyete gibi günlük yaşamı olumsuz etkileyen rahatsızlıkların tedavisinde başarıyla kullanılmaktadır. Antidepresan olarak kullanılan sentetik ilaçların kullanımında karşılaşılan uykusuzluk, kilo kaybı, seksüel bozukluklar gibi ciddi yan etkilere de, kantaron otu kullanımında rastlanmamaktadır.”
       
BİLİNÇSİZCE TÜKETİLMESİ SAĞLIK AÇISINDAN RİSKLİ
       Dr. Kaçar, bitkinin mutluluk hormonu olarak adlandırılan “seratonin”in yanı sıra vücudun kendini iyi hissetmesi için gerekli olan “dopamin” ve “norepineprin” hormonlarının salgılanmasını da yan etkisiz olarak teşvik ettiğine dikkati çekti. “Hypericin”in uyku esnasında kişide “derin düşünce, meditasyon, memnuniyet verici ve yaratıcı düşüncelerin çoğalmasını sağladığını” ifade eden Dr. Kaçar, bu maddenin bazı bakterilere karşı da antibakteriyel etkiye sahip olduğunun belirlendiğine değindi. Bitkinin, Avrupa ve ABD’de preparat haline getirilerek birçok hastalığın tedavisinde yaygın olarak kullanıldığını dile getiren Dr. Kaçar, Türkiye’de 9 çeşidi bulunan ottan henüz ilaç olarak yararlanılmadığını, halk arasında genelde çay olarak tüketildiğini vurguladı.


       Dr. Kaçar, şöyle konuştu: “Bu bitkinin rastgele toplanması ve bilinçsizce tüketilmesi, sağlık açısından risklidir. Çünkü ağır metaller arasında ilk sıralarda yer alan kadmiyum, yol kenarlarında yetişen kantaronun bünyesinde yoğun olarak bulunmaktadır. Buralardan toplanacak kantaronun, şifadan çok kanserojen etkisi vardır. Bu nedenle kantaron temiz bölgelerden toplanmalıdır. Bu bitki, ülkemizde genel olarak çay olarak tüketiliyor. Bu tüketimde de, belirli bir dozajın aşılmaması gerekiyor. Yani, günde en fazla 1 fincan içilebilir. Aşırı içilmesi, özellikle açık tenli kişilerde ışığa duyarlılık, ciltte kızarıklık, döküntü gibi yan etkilere neden olabilir.”

 

 

Şifanın bilinçli adresi:   www.herbalistatabay.com

Kalıcı Bağlantı Yorum (2) Yorum yaz!

maydanoz...

16/1/2009 · Kategori: sifali bitkiler___

Kökeni ve Yayılışı : Kültür bitkisi olarak maydanoz bugün hemen tüm dünyaya yayılmış bulunmaktadır. Esas kökeni tam olarak bilinmemektedir. Büyük olasılıkla Akdeniz Bölgesi olabileceği kabul edilmektedir. Eski Yunanlılar ve Romalılar zamanında maydanozun tıbbi ve baharat olarak kullanıldığı bilinmektedir.

Botanik Özellikleri : Maydanoz iki veya çok yıllık bir bitkidir. Pancar şekline benzeyen kazık kökünden ikinci yıl hafif köşeli ve bükülmüş sap oluşur. Bu sap üst kısımlara doğru dallanır. Sapın boyu 130 cm'yi bulabilir. Temel yapraklar ile sapın alt kısımlarında olan yapraklar saplı, buna karşılık üst kısımlardaki derimsi yapraklar doğrudan doğruya sapa bileşiktirler. Alt yapraklar koyu yeşil renkte, üst yüzü parlak ve düz 3 parçalı ve her parça 3 dilimli ve dişlidir. Üst yapraklar ise daha az parçalıdır. Saplar bir çiçek topluluğu ile son bulur, çiçek sapı uzundur ve bu sap ucunda bileşik umbella tipinde bir çiçek topluluğu bulunmaktadır. Çiçekler genellikle sarı- yeşil renktedir. Ancak kırmızı renklilerde bulunmaktadır. Çiçeklerde protandri söz konusu olduğundan yabancı döllenme olur. çiçek topluluğu orta büyüklükte olup, 10-20 kolludur.
Meyve 2-3.5 mm uzunlukta, 2 mm genişlikte ve 1 mm kalınlıkta olup geniş yumurta şeklindedir. Uç kısımda 2 narbe bulunur. Meyve kolaylıkla iki parçaya ayrılır. Meyve rengi yeşilimsi gri kahverengiye kadar değişir. Kokusu ve tadı çok aromatik tipik maydanoz kokusunda fakat yaşlandıkça kokusu azalır. Bahçe maydanozu tüm organlarında fakat özellikle meyvelerinde uçucu yağ içerir. Bu uçucu yağın en önemli kısmı apiol dur.

İklim ve Toprak İstekleri : Maydanoz iklim yönünden fazla seçici değildir. Ancak derin yapılı humusça zengin, belirli ölçüde rutubetli olan yerleri tercih eder.

Tohumluk : Maydanozda 1000 dane ağırlığı büyük varyasyon göstermektedir. Ortalama 1.125 gr olduğu belirtilmektedir. Tohumluluğun safiyetinin % 90, çimlenme kabiliyetinin % 70 den az olmaması istenmektedir. Çimlenmesini 21 günde tamamlamaktadır.

Yetiştirme Tekniği : Ekimden önce tarlanın çok iyi hazırlanması gerekir. Sürümden sonra tırmık ve merdane ile toprak üst sathının iyice ufalanmasına ve belirli ölçüde bastırılmasına gerek vardır. Tohumun 1 cm kadar derine düşmesi istendiğinden üst yüzünün iyi işlenmiş ve belirli bir ölçüde bastırılmış olması ile yeterli bir çimlenme sağlanabilir. ekim ilkbahar ve Sonbaharda yapılabilir.
Yetiştirme, kullanım amacına göre farklılık gösterir. Eğer kök maydanozu yetiştirmek isteniyor ise 30-35 cm sıra arsı mesafesinde dekara 400-500 gr tohum atılı. Şayet yaprak maydanozu ise bu takdirde 20-25 cm sıra arası mesafesinde 800-1000 gr tohum kullanılır.
Çıkıştan sonra ilk çapanın oldukça dikkatli yapılması gerekir. Bundan sonra birkaç çapa daha yapılır. Sonbaharda bitki sathı kaplar. Maydanoz rutubeti sevdiğinden kurak zamanlarda sulanma zorluğu vardır.

Hasat : Maydanozda sürgün vermeden önce yapraklar kök tacı zedelenmeden biçilir. Büyük işletmelerde kosa kullanıldığı gibi çayır biçme makinalı ile de hasat yapılabilir. Kök hasadı Sonbaharda yapılabilir.

Kurutma : Maydanozun kurutulması çok önemlidir. En iyisi suni koşullarda 40 oC'de kurutmaktır. Kökler ise 80 oC'de kurutulmalıdır. Eğer düşük sıcaklıkta kurutulur ise kurutma çok uzun süreceği gibi, köklerin sadece dış kısmı kurur, iç kısmı rutubetli kalır. Bu durumda kolayca çürüyebilir.
Özellikle yaprak maydanoz hasat edildikten sonra içerdiği su ve uçucu yağ oranında büyük değişme olmaktadır. Su oranı biçimden itibaren azalmasına karşın uçucu yağ oranı önce artmakta ilk iki gün sonra yeniden azalmaktadır.
Eğer maydanozdan uçucu yağ elde dilmesi şeklinde yararlanılacak ve taze bitkinin destilasyonu düşünülüyor ise, bu takdirde önce bir soldurmanın yapılması hem su oranının düşmesi hem de uçucu yağ oranının yükselmesi yönünden yararlıdır.

Verim : Dekardan 250-300 kg drog herba, 200-400 kg/da hava kurusu kök alınabilir.
Meyve verimi ise 150 kg/da'dır.

Hastalık ve Zararlılar : Maydanoz mantari hastalıklara çok yakalanır.

Kullanılan Bitki Kısmı : Radix Petroselini, Herba petroselini, Fructus petroselini.

Etken Maddesi : Drog yaprakta uçucu yağ oranı % 0.1 - 0.7 arasında değişir. Meyvede uçucu yağ oranı ise % 3-6 arasında varyasyon gösterir.
 

Sofralarımızın temel unsuru olmayı haketmiştir. Sindirimi kolaylaştırır, böbrek taşlarını düşürür. Maydanoz iki yıllık bir bitkidir. Ekilen maydanoz, 15 - 20 cm boyuna erişince kesilir. Yıl içinde 5 - 6 kesim yapılabilir. Toplanması yıl boyunca sürer. Köke yakın olarak kesilen yapraklar yemek için toplanıyorsa, taze olarak hemen tüketilir. Bu kesme işlemi budama gibi etki yapar ve yapraklar kesildikçe daha çok yaprak verir, bu şekilde bitki gitikçe kuwetlenir. İnce kıyılan yapraklar, bütün yemeklere ve salatalara girebilir, Maydanozun yaprakları çiğ olarak yenildiği gibi bazı yemeklere tencere ocaktan indirilmeden önce son dakikada eklenerek ve salatalara katılarak bolca tüketilir.

Maydanoz sulak ve gübreli toprakları sever. Her yerde yetiştirilebllir. Tad ve kokusu hoştur, özellikle yemek ve salataları  lezzet vermekte kullanılması bu yüzdendir. Sarma, dolma, köfte ve börekler maydanozsuz yapılmaz.

Maydanoz, sabah kahvaltısı ve yemeklerin yanında da yenir. Maydanozun özel tad ve kokusu bileşiminde bulunan esanslar ve flavon glikozidinden ileri gelir.

Maydanoz, halk arasında mide bulantısını giderici, böbrek taşlarını düşürücü, kansızlıkta, halsizlikte, bağırsakların çalışmasında, diş etleri kanamasının önlenmesinde, yaraların kapanmasında, romatizmada yararlı olarak bilinir.

Maydanoz C vitamini ve güçlendirici etkinlik yönünden çok zengin bir bitkidir. İştah açar, ter çıkartır, ateş düşürür. Kadınların düzensiz adet görmelerini yoluna sokar ve organizmayı zehirlerden arındırır. Bu yüzden maydanoz karaciğer hastalıklarına, sarılığa, egzamalara, selülite, romatizmaya, gut hastalığına ve idrar
yolları taşlarına karşı tavsiye edilir.

Maydanoz, C vitamini, E vitamini, B grubu vitaminlerden folik asit, A vitamininin öncüsü karolenoidlerden çok zengindir. Taze yenen 8-10 dal (20 gram kadar) maydanoz, yetişkin insanın günlük C vitamini ihtiyacının yarısını karşılayabilir.

Diş etlerinde, yaraların kapanmasında, kansızlık ve romatizmadaki olumlu etkileri A, C ve E vitaminleri ile folik asitten zengin olmasıyla  açıklanabilir. Son yıllardaki çalışmalar C ve E vitaminleri ile karotenoidlerin damar sertliğine bağlı kalp hastalıkları ve kanserlerde  koruyucu etki gösterdiğini işaretlemektedir. İdrar söktürücü etkisi birleşimindeki flavon glikozidinden dolayıdır.

Maydanoz, demir, potasyum, magnezyum ve kalsiyum gibi minerallerden de zengindir. Bunun yanında sodyumu az içerir. Potasyum, magnezyum ve kalsiyum tansiyonun düzenlenmesin de yardımcıdır. Yüksek tansiyonlu olup, diyetlerinde tuz sınırlaması yapanlar yemeklerinde bol maydanoz koyduklarında tuz ekleme gereği azalır.

Maydanozdan yeterince yararlanabilmek lçin kullanımına özen göstermek gerekir. Her şeyden önce iyi yıkanmalıdır. Çiğ yeneceğinde, yıkandıktan sonra bir süre su içinde beklemek doğru olur. Satın alınan maydanoz kağıt havluya sarılıp naylon torba içine konarak buz dolabında saklanır. Kullanılacağında yıkanır, kullanılmayan kısım temiz bez veya kağıt havlu üzerine konarak nemi giderildikten sonra cam kavanoz içinde birkaç gün buz dolabında bekletilebilir.

Kurutulmuş maydanozda C vitamininin çoğu kaybolur. Bunun yanında A vitamininin öncüsü karotenoidlerdeki kayıp % 30 civarındadır. Kurutma ile mineral değerlerinde kayıp olmaz. Yemeklerde kullanımı açısından kurutulmuş maydanoz kolaylık sağlar.

Kök ve yaprakları özellikle ödemlere, kan dolaşım bozukluklarına, sindirim güçlüklerine, solunum zorluklarına, deri hastalıklarına, kadınların akıntılarına ve sancılı adetlerine karşı etkilidir. Maydanoz göz rahatsızlıkları, akne, cilt lekeleri, yara, bere karaciğer ve dalak rahatsalıkları, yüksek tansiyon için faydalıdır.
Kan temizleyici, kuvvet verici, saçları canladırıcıdır.

Salatalara, omletlere, çorbalara, köftelere bu şifalı bitkiyi bol bol koymalıdır. Böylelikle hem sindirimleri kolaylaştıracak hem de iştahı açacaktır.

Maydanoz, böbrekleri çalıştırarak idrarı bollaştırır. Kan şekeri normal seviyede tutar ve kansere karşı koruyucudur.

Maydanozun çiği de pişmişi de uyku verir. Benzimizin rengini düzekir, canlılık sağlar. Bu yüzden salatalara bol maydanoz
konmalıdır.

Kalıcı Bağlantı Yorum (1) Yorum yaz!

keten tohumu...

16/1/2009 · Kategori: sifali bitkiler___

Keten tohumu omega 3 ve omega 6 yağ asitlerinin iyi bir kaynağı olmakla birlikte az miktarlarda magnezyum, demir, bakır, çinko ve çeşitli vitaminler içerir. Keten tohumu keten denilen kireçli topraklarda yetişen otsu bir bitkinin tohumudur. yüksek oranda çözünür ve çözünmez lif içerir, göğüs, kolon, prostat kanserine karşı koruyucu olan lignanların kaynağıdır.keten tohumu günde bir yemek kaşığı tüketilir. Hamile, emziren kadınlar ve küçük çocukların ise kullanmaması önerilir. Yeterli miktarda balık tüketmeyenler omega 3 yağ ihtiyaçlarını karşılamak için keten tohumu kullanırlar. Keten tohumu ekmekte de kullanıabilir, ve diğer hamur işlerine keten tohumu eklenebilir. Bitkisel tedavi ya da diyet / zayıflama amaçlı kullanacaksanız lütfen önce doktorunuza başvurunuz.

KETEN TOHUMU YAĞI

Keten tohumu yağı yüksek oranda çoklu doymamış yağ asitleri, düşük oranda doymuş yağ asitleri, bol miktarda potasyum ve iz miktarda da magnezyum, demir, bakır, çinko ve çeşitli vitaminler içerir.

Özellikle Omega-3 yağ asitleri olmak üzere, Omega yağ asitlerince zengin bir besindir. İçerisinde %50 oranında bulunan omega-3 yağ asidi sayesinde kalp rahatsızlıklarında olumlu etki göstermektedir. Omega-3 yağ asidi, tüketimi koroner kalp rahatsızlıklarından ölüm riskini azaltmaktadır. Kalp krizine veya tromboza neden olan damarlardaki pıhtılaşmayı önlemeye yardımcı olabilir.

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

Mucizenin Adı Zencefil (Zinziber Officinale)...

13/1/2009 · Kategori: saglik

 

 

Genel olarak

Zencefil; tropikal iklim karakterindeki coğrafi alanlarda yaşayan ve yetişen yumru köklü sarımtırak bir bitkidir. Düğümler şeklinde yetişen kökleri genelde toprağın 15-25 cm altındadır. 
Ülkemizde hobi tarzında yetiştirme denemeleri yapılıyor olsa da aslında ülkemiz ilimine dayanabilecek bir bitki değildir zencefil.
Zencefil özellikle asya, çin, hindistan ve arabistanda çokca tüketilen ve her çeşit "bitkisel" şifa uygulamalarında kullanılan bir bitki çeşididir. Özellikle çin ve hindistan dolaylarında zencefil 2000 yıldır bilinir ve çok aktif olarak kullanılır. Örneğin çinde "zencefil bitkisi"; hazımsızlıklarda ve çeşitli mide hastalıklarında, diare(su kaybı ishal)'de ve mide bulantılarının tedavilerinde kullanılırken, Hindistanda Zencefil bitkisi; genellikle eklem iltihaplanmalarında, colic tedavilerinde(bu bağırsaklarda meydana gelen gaz spazmlarıdır ve oldukca ağrılıdır özellikle çocuklarda sık görülür) ve hayati göstergelerin düzeltilmesinde kullanılır. Aslına bakarsanız zencefil bitkisi bütün bir dünyada aranılan ve sevilen bir çeşit baharattır. Bu bitkinin bu haklı şöhreti özellikle soğuk algınlıklarana birebir olmasından kaynaklanmaktadır. Zencefil bitkisinin soğuk algınlıklarına çok iyi geldiği bütün bir dünyada bilinen bir gerçektir.
Son Olarak; zencefil asya da en azından 4,400 yıldır kullanılan iyi bir baharat ve iyi bir destekleyici şifahi bitki türüdür. Tropikal iklimlerin bereketli topraklarından bütün bir dünyaya armağandır zencefil.

Yapısal Özellikleri -Şekli Özellikleri-

Zencefil yumru şeklinde bir birine geçmiş yuvarlaklar gibi görünen bir köke sahiptir. Bu kök yerin 15-25 cm altında bulunur. Kökün üzerindeki "birbiri içine geçmiş
zencefil Kök Halinde
hissi veren açık veya koyu" halkalar su yüzeyinde yayılan dalgalar gibi yayılım gösterir. Bu bitkinin gövdesi biribirinin içine geçmiş yivli bir yapıya sahiptir. Kısımların kenarından yapraklar çıkar ve bu yapraklar yeşildir. yapraklar henüz küçükken gövdeyi saran vir ok ucu gibidir. büyüdükçe gövdeden ayrılarak yaprak şeklini ve görümünü kazanır.
Bu bitki çiçekli bir bitkidir. Çiçekleri beyaz sarımtırak veya karışık yeşl de olabilir. Pembe olduğu da vakidir(adalarda ki çeşitleri).
Etken Maddeleri nelerdir?
Bu bitkinin etkili oluşunun en önemli nedelerinden birsi uçucu yağlarının olması ve yapısındaki fenol bileşikleridir(shogaols ve gingerols). Ayrıca içerdiği nişasta, kalsiyum, B ve C grubu vitaminleri de bu bitkiyi önemli yapmaktadır.
Kullanıldığı yerlerden bazıları.
  • İştah açıcıdır,
  • Antiseptik özelliği kanın temiz kalmasını sağlar,
  • Mideyi düzenler,
  • Mide bulantılarını giderir,
  • Mide ağrılarında ve hazımsızlıkta iyi bir seçimdir,
  • Bağırsaklarda biriken ve atılamayan gazların kolaylıkla atılmasını sağlar(colic),
  • Solunum yollarını açar,
  • kanın yapısını daha akışkan hale getirir(ki bu kalbin daha rahat çalışmaı demektir)
  • Vücutta sıcaklık ve terleme meydana getirir.
  • Zencefil gerçekten iyi bir anti oksidandır(oksitleri temizler dışarıya atılmasına yardımcı olur)
  • Kalp ritminin düzene girmesini sağlar,
  • özellikle romatizmal rahatsızlıklarda bin yıllardır kullanılmaktadır.
  • Baş ağrılarını gideici özelliği vardır,Zencefil
  • Uykuyu rahatlatır,
  • Kandaki kollesterolu diğer bir çok bitkiye nazaran daha fazla oranda düşürür,
    Bu ve buna benzer daha bir çok faydaları vardır zencefilin.

    Örnek Olaylarla Kullanım Alanları

    1- Yolculuk sırasında bir çoğumuzu taşıtlar tutar ve aslında çok da hoş geçebilecek bir yolculuk bizim için tam bir kabusa dönüşür. İş te bunu zencefil sayesinde engelleyebiliriz. Şöyleki, Yolculuğa çıkmadan 30 dakika önce ağza alınan 1 gr. zencefil araç tutmasını engeller. Zencefilin faydaları
    2- Ameliyattan kalkan hastalara verilen ilaçlar narkoz etkisini hafifletir fakat bu ilaçların yan etkileri mevcuttur. Oysa zencefil bu ilaçlardan daha etkili bir bulantı bastırıcıdır. Ameliyat sonrası ayılmalarda 0,5gr. - 2gr. arası zencefil+100 ml. sıcak su ile ile hazırlanan infüzyon oldukca faydalı sonuçlar verir.
    3. Hamilelikte alınan günlük 1 gr toz zencefil hamileliğin mide üzerindeki etkilerini büyük oranda iyileştirir ve hatta yok edebilir de.
    4. Zencefilin soğuk algınlıklarında kullanıldığını daha önce söylemiştik. Bir fincan çay içerisine bir miktar bal karıştırılıp ardından bu karışımımız içerisine iki dilim taze zencefil kor ve az bir miktar beklendikten sonra bu karışımı içesek soğuk algınlığımız kısa sürede atlatılır.
    5. Yemeklerde ve tatlılarda kullanılan zencefil zamanla romatizmal hastalıklara çok iyi gelmektedir. Zencefil bitkisine son yıllardaki talep patlamasının sebeplerinden birisi de bu antiromatizmal özeliklerindendir.(Not: Sitemizde en çok "zencefil" bitkisi merak edilerek okunuyor.)

    Kanser ve Zencefil

    Zencefil bitkisi son zamanlarda kanserle savaşta "destekleyici tedavi olarak" kullanılmaktadır. Dünyada azımsanmayacak sayıdaki bilim adamı zencefilin "kanserle ve buna benzer tehlikeli hastalıklarla" savaşta "destekleyici tedavi olarak" kullanılabileceğini kabul etmektedir.

    Zencefilin Vücuda Alınma Yöntemleri

    1- Zencefil çaylarla birlikte alınabilir özellikle yaş zencefil dilimlenerek fincan içerisine konmuş çayda bekletilir.
    2- Toz halindeki zencefil bal ile özenerek alınabilir.zencefil
    3- Ayrıca çay, bal, zencefil karışımı da oldukca etkili bir tiryaktır.
    4- Bunlardan farklı olarak zencefil "toz olarak" 1 gramlık dozlarla doğrudan alınabilir(özellikle hamilelerde)
    5- Zencefilin diğer bir alınma yöntemi de zencefilli yemek, pasta ve tatlılarla olmaktadır.
    NOT: Zencefilin yaş ve taze olarak alınması tavsiye edilen bir yöntemdir.

    Dozaj ve Yaşlara Göre Kullanım Miktarı Ne olmalıdır?

    !!!!Önemli NOT!!!! Zencefil her nekadar mucizevi bir bitki de olsa 2 yaşın altındaki çocuklarda kesinlikle kullanılmamalıdır. Buna çok dikkat edilmelidir.

    a-Pediatrik Olarak(2 yaşın üstündeki çocuklarda)

    Zencefil 2 yaşın üzerindeki çocuklarda bulantılara karşı, colic ve bağırsak ağrılarına karşı kas ve baş ağrılarında karşı kullanılabilir. 20-25 kg a kadar olan çocuklar bir yetişkine verilecek dozun 3 de 1 i kadar bir doz almalıdırlar. 70 kg ağırlığındaki bir birey yetişkin olarak kabul edilmektedir.

    b- Yetişkinler

    !!!!Önemli Not!!!! Her ne kadar yetişkin olsanız da günlük 4 gramdan fazla zencefil almayınız. Bu doz normaldir günlük 4 gramın üzerindeki dozlar yaygın göğüs yanması şikayeti doğurur.(Yiyecekler genellikle %0.5 kadar zencefil içerir)
    1- Bulantılar ve gaz şikayetlerinde= günlük "yiyeceklerle birlikte olmak koşuluyla" 2-4 gr arasında zencefil alınmalıdır. Eğer toz halinde alınacaksa 0.25-1 gr arasında toz 1.5-3.0 mL suyla (bu 30-90 damla demektir) karıştırılır.
    2- Soğuk algınlığında, baş ağrılarında, veya grip gibi hastalıklarda= 2-3 dilim yaş zencefil veya 0.5 gr toz zencefil çay ve bal karışımına atılarak sıcak alınır. Bu seans günde 2-3 kere tekrarlanır.
    3- Adet sancılarının giderilmesinde= günlük 1 gr toz zencefil alınabilir bu tos zencefil 20-30 damla suyla extrakt haline getirilir ve 3-4 defada tüketilir. İstenirse bal veya tatlı ile karıştırılabilir.

    Toplu Uyarılar

    • Zencefili asla 2 (iki) yaşından küçük çocuğa vermeyiniz.
    • Günlük 4 gr dan fazla zencefil kullanmayınız.
    • Hazırladığınız zencefili 1 defada değilde günün değişik saatlerinde 2-3 defada tüketiniz.
    • Bir yetişkin ağırlığının 70 kg olduğunu unutmayınız.
    • Çocuklarda yetişkin ağırlığına göre dozu düşürerek veriniz. Örneğin 20 kg bir çocuk için hesap şöyle olmalıdır 70/20=3 bu durumda yetişkine hazırlanan doz 3 e bölünür ve kullanılır.

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

Mutlu bir evliliğin sırları...

13/1/2009 · Kategori: _esitli yazilar___

 

Dünyanın her yerinde, tüm ilişkilere uyan birtakım "İyi geçinme" kuralları vardır. Bunlardan bazıları ise şunlardır: Hiçbir zaman ikiniz aynı anda sinirlenmemeye çalışın. Eleştirileriniz varsa onu sevdiğinizi hissettirerek söyleyin. Geçmişteki hatalarını gündeme getirmemeye çalışın. Birbiriniz dışındaki hiçbir şeyi asla kafanıza takmayın. Günün stresini yansıtmayın.

Ayda 1 kez hediye alın

Gününüzü eşinize hoş bir söz söylemeden bitirmeyin. Birbirinizi karşılarken her zaman şefkat ve sevgiyle sarılın. Sorunlarınızı çözmeden günü asla sonlandırmayın. Hata yaptığınızda, eşinizle konuşun ve ondan özür dileyin. Sorunlarınızdan yalnızca eşinizi sorumlu tutmayın. Kadın veya erkek olmanız fark etmez. Ayda 1 kez de olsa eşinize hediye almaya alışın.

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

Kışın cilt sağlığını ihmal etmeyin...

13/1/2009 · Kategori: saglik



 
Kış aylarında kar yağışı, şiddetli rüzgar ve kuru hava gibi cildimizi tehdit eden faktörlere karşı dikkatli olmak gerekiyor. Cilt sağlığımızı korumanın yolu ise soğuktan korunmanın yanı sıra düzenli bakım ve doğru beslenmeden geçiyor.

Ciltteki nem oranı özellikle mevsimsel geçişlerde daha fazla önem taşıyor. Çünkü yazın cilt UV ışınlardan etkilenir ve kış geldiğinde; kararmış, bronzlaşmış, kurumuş ve kırışmış olur. Soğuk havalarda ise cildin içerdiği su miktarı aniden düşer.

“Dolayısıyla normal zamanlarda kullandığımız cilt bakım ürünlerini değiştirmek gerekebilir. Mevsim normallerinde sadece su bazlı nemlendiriciler cildimiz için yeteli olabiliyorken, bu durumun ortadan kalkmasıyla artık yağ içeriği ve onarıcı özelliği yüksek olanları kullanmak gerekir” diyen Etiler Memorial Tıp Merkezi Dermatoloji Bölümü’nden Uz. Dr. Zerrin Baysal, soğuk havalarda cildi korumak için neler yapmak gerektiğini anlattı.

SICAK SUYA DİKKAT

Kışın karlı ve soğuk havalarda, ısınmak amacıyla vücudun sıcak su ile yıkanması uygulaması son derece yanlıştır. Çok sıcak suyla yıkamak yüzü kurutup matlaştırıcı etki yapabilir. Sıcak su ile saç yıkanması ise saç kırılganlığını artırır; saçı kurutur, matlaştırır.

ISLAK SAÇ İLE DIŞARI ÇIKMAYIN

Islak saçla dışarı çıkarken unutulmaması gereken şey ıslak deriyle dışarı çıkmanın zararlı olduğudur. Islak deri kuru ve soğuk hava ile temasta bulunursa deride hücreler arası suyun kaybına neden olur ve kurumalar gelişir. Soğuk hava, damarların büzülmesine neden olarak derinin sağlıklı beslenmesini engeller. Bu da soluk, mat ve kuru bir cilt oluşturur. Rüzgar ise hem soğuk havanın etkisini artırır hem de fiziksel travma ile egzema gelişimine neden olabilir. Soğuk havada dışarı çıkarken atkı ve bere ile kamuflaj yapın.

BOL HAVUÇ, KAYISI VE DOMATES TÜKETİN

Vitamin ve mineraller cildimizi rahatlatır, deride daha parlak pürüzsüz bir görünüm sağlar. Bunu da deri altı dokusuna gerekli olan nemlenmeyi sağlayarak yapar. A, C, E vitaminleri ile taze havuç, kayısı ve domateste bolca bulunan Beta Karoten’i mümkün olduğunca çok tüketmek önemlidir. Bu vitaminlerin antioksidan değerleri çok yüksektir ve olumsuz hava koşullarının cilde verdiği zararlarla savaşıp cilt hasarlarını onarır. Ayrıca her zaman yediğimizden daha fazla taze meyve ve sebze yemeye gayret etmek gerekir.

VÜCUDUNUZA DA ÖZEN GÖSTERİN

Her zaman yüz cildimiz ilk planda düşünüldüğü için aslında gerçekten su kaybı yüksek olan vücut derimiz ihmal edilir. Soğuk havaların gelmesiyle vücudu kapatan kıyafetler tercih edildiğinden problemin varlığı da görülmez. Oysa özellikle her gün banyo sonrasında mutlaka vücut nemlendiricileri sürülmelidir. Deri henüz nemliyken sürülmesi daha başarılı sonuç verir. Nemlendirici krem ya da losyonlar gelişigüzel seçilmemeli, içeriklerine dikkat edilmeli, bu konuda dermatoloji uzmanlarından yardım alınmalıdır. Özellikle vazelin, dimetikon, gliserin, linoleik asit, seramid gibi maddeleri içerenler tercih etmek gerekir.

KIŞIN DA GÜNEŞ KORUYUCU KULLANIN

Sonbaharda da kış aylarında da güneş koruyucu ürünler kullanılmaya devam edilmelidir. Çünkü gün ışığının olduğu her mevsimde ve saatte cildimiz UV ışınlarına maruz kalır ve gittikçe yaşlanır. Yaşlanmış ya da kırışmış ciltler için antioksidan özellikleri olan gece kremleri, maske ürünleri ve de cildin kalınlığını azaltmaya yönelik tedavi yöntemleri tercih edilmelidir. Cilt kalınlığını azaltan en etkili tedavi yöntemi peeling tedavisidir ve bu tedavi mutlaka dermatologlar tarafından yapılan kimyasal peeling olmalıdır.

Kimyasal peeling sadece kırışıklıklara yönelik etkili bir yöntem değil, aynı zamanda güneş ışınlarıyla oluşmuş pigmantasyonları ve akneyi azaltıp, yüze canlı şeffaf bir görüntü sağlamak için ideal olan tedavi yöntemidir. Her mevsim öncesi, cildimizi etkileyen hava koşullarına göre gerekli tıbbi ve kozmetik tedavi yöntemlerini uygulamak ve uygulatmak, hem oluşabilecek hasarları önler, hem de sürekli olarak sağlıklı ve genç bir cilde sahip olmamızı sağlar. Özellikle ani hava değişikliklerinde cilt bakımına daha fazla özen göstermek gerekiyor.

 

 

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

Sivilcesiz güzelliğin sırları...

13/1/2009 · Kategori: saglik

Yüzünüzde beliren bu küçük noktacıklar sinir bozucu değil mi? Ergenlik çağı da geçti, peki neden hala oradalar? Bu konuda yanlış bildikleriniz...


Metabolizma bozukluğu etken
Yağ bezelerinin fazla çalışmasından, hormon veya metabolizma bozukluklarından kaynaklanan en küçük çıbanlardır sivilceler.

Kalıcı izler bırakabilir
En sık yüzde, alında, sırtta, göğüste ve omuzlarda oluşur. Estetik görünümün geçici olarak bozulmasına neden olabilecekleri gibi, şiddetli olan lezyonlar nedbeleşerek iyileştiklerinde kalıcı izler de bırakabilirler.

 
Sivilceler hakkında yanlışlar ve doğrular

"Bazı besinler bende sivilce yapıyor": Yanlış

• Besinler ve akne üzerine yıllarca süren çalışmalar sonunda herhangi bir besinin akneye sebep olduğu görülmedi. Ne çikolata akne yapar, ne yağlı yemekler ne de süt. Eğer öyle olmuş olsaydı o besinlerden yemeyerek insanlar sivilcelerinden kolayca kurtulurlardı. Oysa gerçek öyle değil.

• Beslenme şeklinizi değiştirerek sivilcelerden kurtulamazsınız, kurtulan da görülmedi. Sivilcelerden ancak sivilce tedavisiyle kurtulabilirsiniz.

"Stres sivilce yapar": Yanlış

• Stres sivilcelere yol açmaz. O yüzden stresten kurtularak sivilcelerin geçmesini beklemek boşuna. Dahası stresli insanların kullandığı bir takım ilaçlar yan etki olarak sivilce yapar.

• Stres, cilt yüzeyine daha fazla sebum salgılanmasına neden olarak belki dolaylı olarak mevcut sivilceleri arttırabilir ancak hiç yoktan sivilce varetmez. Stressiz olduğu bilinen kimselerde de sivilce çıkabilir. Sivilcenin tedavisi başka türlü, stresin tedavisi başka türlüdür.

"Güneşışığı sivilcelere iyi gelir": Hayır

• Sadece yüzünüz biraz daha bronzlaşacağı için sivilceler daha az dikkat çeker. Güneş ışığı birkaç sivilceyi kurutsa bile yenilerinin gelmesini engelleyemez, epidermise (cilt üstü tabakası) zarar verebilir ve ilerleyen safhalarda sivilceler artabilir.

• Güneş ışığına maruz kalmak ciltte erken yaşlanma ve yanıklara neden olabilir. Güneşe çıkmadan önce koruyuculuk katsayısı en az 15 olan koruyucu losyonlar kullanmanızı tavsiye ederiz. Sivilceleriniz içinse sivilce tedavisi görmekte fayda var.

"Sivilcelerimi zaman zaman patlatıyorum": Sakın!

• Sivilcelerinizi patlatmakla mikroplara davetiye çıkarırsınız ve eğer enfeksiyon kaparsanız yüzünüzde ömür boyu geçmeyecek kalıcı yaralar meydana gelebilir.

• Siyah noktaları (komedonları) da sıkmamak gerekir.

"Sivilceler yaş ilerledikçe geçer": Tam böyle değil!

• Sivilceler ileri yaş grubunda daha az görülür. Ancak sivilcelerden büyüyerek kurtulunmaz. Bazı kimselerde sivilcelerin neden olduğu kalıcı yaralar vardır. Tedavi edilebilecek bir hastalığı tedavisiz bırakmamak ve kalıcı yara riskinden mümkün olduğu kadar erken kurtulmak gerekir.

• 20-44 yaş arası insanların yüzde yetmiş beşinde akne görülmezken geriye kalan yüzde 25'inde akne mevcuttur. Bazı hanımların adet dönemleri boyunca değişen hormon dengeleri sivilcelere neden olabilir. Doğum kontrol hapları sivilce yapabilir. Hamilelikte de sivilce görülebilir.

 

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

brokoli...

13/1/2009 · Kategori: sifali bitkiler___


 

BROKOLİNİN FAYDALARI

Genel Olarak.

Brassica oleracea türünün italica alt varyasyonundan olan Brokoli, son yıllarda hakkında yapılan bilimsel araştırmalarla yıldızı parlayan bir bitkidir. Akdeniz ikliminin hakim olduğu ülkelerde bolca yetiştirilen brokoli bütün dünyada ve ülkemizde yıldızı parlayan “şifalı bitkiler“ olgusundan nasibini almış ve tüketimi ciddi oranda artmıştır. Ülkemizde önceleri lüks tüketim reyonlarında yer bulabilen bu yararlı bitki günümüzde semt pazarlarında dahi bulunup alınabilir duruma gelmiştir.

Şekil olarak karnabahara benzeyen brokoli yeşil rengiyle beyaz olan karnabahardan ayrılır. Yılda 3-4 kere hasat edilebilen bu sebze tarım bakanlığı verilerine göre ülkemizde en az üretilen sebzelerden birisidir.

Yapısında Bulunan Etken Maddeler.

Glukozinolatlar, indoller, sülforafenler, beta karoten, c vitamini, Selenyum, ditiyoltiyonlar, Quersetin, Lutein ve E vitamini brokolinin etken maddelerinden önemlileridir. Ayrıca her sebze ve meyvede önemli sağlık faktörlerinden olan lifli yapı da bu sebzeyi önemli bir yere oturtmaktadır.

Yararlı Olduğu Hastalıklar ve Kullanım Alanları.

Brokoli; yapısında bulunan Glukozinolatlar sayesinde karaciğer kanserinin engelleyicisidir. Bu maddenin bir çok kanser türünün yanında karaciğer kanserini küçümsenemeyecek oranlarda engellediği klinik çalışmalarla kanıtlanmıştır.

Bu mükemmel bitkinin yapısında bulunan İndoller ise; bir tür bitkisel hormonlardır ki bu hormanlar insan vücudunda düzenleyici bir etkiye sahiptir. Yine bu hormonlar tümör oluşumunu engellemekte çok iyidirler.

Kadınlara has olan bir çeşit östrojen hormonu meme kanserinin oluşumunu artırmaktadır brokolinin yapısında bulunan indoller bu tür östrojen hormonu üzerinde baskılayıcı etkiye sahip olduğundan, meme kanseri riskini düşürmektedir(NOT: Bu bilgi şu anda araştırma aşamasındadır. Destekleyen veriler olmasına rağmen kesinliği kanıtlanamamıştır).


Bu mucizevi bitkinin etken maddelerinden birisi de Sülforafendir. Bu kimyasal bağışıklık sistemini kuvvetlendirmektedir. Aslında bu madde ABD ve bir çok Avrupa ülkesinde ticari bir ürün olarak satılmaktadır. Bu madde çimlenmiş brokoli tohumlarında 50 kat daha fazladır. Yine brokolinin özelliği olan kanserle savaşta bu madde gerçekten iyi sonuçlar vermektedir.


C Vitamini
bilinen etkilere sahiptir; Bağışıklık sistemini güçlendirmek, oksidasyonu engellemek, demir emilimini hızlandırmak, bağ dokuyu kuvvetlendirmek ve çeşitli hastalıkların iyileştirilmesine destek görevi vermek c vitamininin bu bilinen etkilerindendir.


Bağışıklık sisteminin güçlü tutulmasında, üreme fonksiyonun güçlendirilmesi ve düzenlenmesinde, doğurganlık ve emzirme üzerine olumlu etkilerde, göz sağlığının düzenlenmesinde ve kemik oluşumunun hızlandırılmasında brokolide bulunan Beta karoten önemli fonksiyonlar icra eder.


Bu bitkinin yapısında bulunan selenyum; çok güçlü bir anti oksidandır. Bu madde kan hücrelerinin korunmasında, hücre duvarının güçlendirilmesinde ve bağışıklık sisteminin düzenlenmesinde görev yapar.


Ditiyoltiyonlar:
Karnabaharımsı bitkilerde bulunan ve kanserin oluşumunun engellenmesinde rol aldığı düşünülen maddelerden birisidir.

Quersetin: Antioksidan özellikli bir maddedir. Kansere yol açan çeşitli maddeleri engelleyici bir özelliği vardır. brokoli Çorbasıİnsan vücudundaki bazı tümörlerde apopitozis denilen programlanmış hücre ölümünü uyardığı gösterilmiştir.(kanser aslında hücrelerin planmayan ve dereksiz yere üreyerek çoğalmasıdır. Bu hastalığın tedavilerinden birisi de hücrelerin planlı bir şekilde öldürülmasidir. Bu öldürma işlemi radyo terapi veya kemo terapi yardımıyla yapılmaktadır.)


Lutein:
Beta karotene benzer bir maddedir. Yeşil yapraklı bitkilerde bulunur ve antioksidan tesir gösterir. Özellikle mavi, yeşil ve ela gözlü insanlarda gözü güneşin zararlı tesirlerinden korur.


E vitamini:
Güçlü bir antioksidandır. Kolesterolün zararlı tesirlerinden kalbi korur. Doğal olarak kanı sulandırıcı tesirleri vardır.( Kan aşırı sulanmadığı taktirde akıcılığı nedeniyle kalbi rahatlatır.)

Brokolinin özel selülozik yapısı: Brokolinin kendine özgü bir lif yapısı vardır. Bu yapı bağırsaklardaki zehirli maddeleri ve ağır metalleri uzaklaştırarak koruyucu tesir gösterir. Ayrıca bu lifli yapı kalın bağırsak kanserini en gelleyici bir etkendir.( Aslında lifli yiyeceklerin tamamı kalın bağırsak kanserini engellemektedir. Bu konuda en iyilerden birisi kepekli ekmektir.)

Brokoli Hakkında Yapılan Araştırmalar.Brokoli

Brokolinin insanlar üzerindeki kullanımı ile ilgili ilk önemli çalışmalardan birisi Kaliforniya Üniversitesi’nde yapılmıştır. Bu çalışmada endoskopik incelemelerinde kalın bağırsak polibi (iyi huylu tümör) bulunan 459 hasta ve 507 sağlıklı kişi incelenmiştir. Hasta ve sağlıklıların bir kısmına brokoli verilirken bir kısmı hiçbir şekilde brokoli tüketmemiştir. Brokoli kullanan kişilerde kalın bağırsak kanseri gelişme oranı brokoli kullanmayanlara göre anlamlı olarak daha düşük bulunmuştur.

ABD Tarım Bakanlığı Tarım Araştırmaları Servisi’nde yapılan bir araştırma ile brokolinin farelerde kalın bağırsak kanserinin oluşumuna karşı engelleyici bir tesir gösterdiğini bildirmişlerdir. Ayrıca meme kanseri oluşumunu engelleyebileceği konusunda ipuçları elde etmişlerdir. Bu tesirin brokolideki yüksek selenyum miktarına bağlı olabileceğini düşünerek yaptıkları başka bir çalışmada, tuz şeklinde alınan selenyum ile brokoli yapısındaki selenyumun tesirini karşılaştırmışlardır. Bu çalışma sonucunda da tuz şeklinde alınan selenyumun bağırsaklardan hızla emilip hızlı bir şekilde idrara geçtiğini; brokoli yapısındaki selenyumun ise çok az emilerek brokoli lifleri içerisinde kalarak kalın bağırsaklara kadar ilerlediğini gözlemişlerdir. Bu gözlemlerine dayanarak brokoli yapısındaki yüksek selenyum oranlarının kalın bağırsak kanserine karşı koruyucu tesir gösterdiğini ileri sürmüşlerdir.
ABD’deki Johns Hopkins Üniversitesi’nde P. Talalay ve ekibi uzun yıllardan beri brokoli üzerinde çalışmalar yapmaktadır. Bu ekip brokolinin kanser önleyici tesirinin brokolideki sulforafen denilen maddelere bağlı olduğunu düşünmektedir. Bu maddelerin çimlendirilmiş brokoli filizlerinde çok yüksek oranda bulunmaları nedeniyle çalışmalarında çoğunlukla bu filizlerden hazırladıkları tabletleri kullanmışlardır. Fareler üzerinde yaptıkları çalışmalarda brokolinin başta meme ve kalın bağırsak kanseri olmak üzere çeşitli kanserlerin oluşumunu önleyici tesire sahip olduğunu göstermişlerdir. Brokolinin kimyevî yapısını detaylı bir şekilde incelemişler ve ayrıca sağlıklı gönüllüler üzerindeki tesirlerini de araştırmışlardır. Bu çalışmaları ile hastalar üzerinde yapılabilecek çalışmalara ışık tutacak bilgiler sağlamışlardır.
Danimarka’daki Roskilde Üniversitesi’nden O. Vang ve ekibi brokolinin fareler üzerindeki tesirlerini inceleyerek özellikle hangi maddenin tesirli olduğunu anlamaya yönelik araştırmalar yapmışlardır Brokolinin değişik hazırlanış ve kullanım şekillerinin farklı tesirler gösterdiğine dikkat çekmişlerdir.
Almanya, Belçika, İtalya ve İngiltere gibi ülkelerde de brokoli ile ilgili çeşitli çalışmalar yapılmakta ve sonuçları yayınlanmaktadır. Genel olarak brokolinin faydası üzerinde fikir birliği vardır. Ancak hangi kullanım şeklinin daha faydalı olacağı ve hangi mekanizmalarla vücutta tesir gösterdiğini açıklayabilmek için daha çok çalışmaya ihtiyaç vardır.

Genel Olarak Hangi Hastalıklara İyi Gelmektedir?

  1. Prostat kanserine iyi gelmektedir. Şifalı Meyveler
  2. Kanın yapısını düzenlemektedir.
  3. Kadınlarda meme kanserini engellemektedir.
  4. İyi huylu tümör oluşumunu baskılamaktadır.
  5. Yücut hormonlarını düzenlemektedir.
  6. Kolesterolün zararlı etkilerini azaltmaktadır.
  7. Yücutta iyi bir anti oksidandır.
  8. Kanser gelişimini baskılamaktadır.
  9. Bağırsakları düzenler bunu lifli yapısı sayesinde yapar.
  10. Kanı sulandırır kalp üzerinde rahatlatıcı etkisi vardır.
  11. Fertilite (üreme ve doğurganlık) üzerinde olumlu etkileri vardır.
  12. Hamilelik sonrasında emzirme ve süt oluşumunda destekleyici etkileri vardır.
  13. Kadınlarda oluşan demir eksikliğine bağlı kansızlığı azaltır. Bunu demir emilimini kuvvetlendirmesi sayesinde yapar.

Nasıl Tüketilmelidir?

Birinci yaklaşım Prof. Dr. İ. Adnan Saraçoğlu tarafından önerilen doğal kullanım şeklidir. Bu araştırmacı brokolinin basit bir yöntemle günlük olarak hazırlanan kullanım şeklini önermektedir. Hastalıklardan koruyucu ve tedavi edici tesirinin en üst düzeyde olması için brokolinin taze ve bütün olarak kullanılmasını önermektedir. Brokoliden elde edilecek maddelerin ilâç hâline getirilmesine ve bir ticarî meta hâline dönüştürülmesine karşı çıkmaktadır. Özellikle iyi huylu prostat büyümesi ve prostat iltihabına karşı önerdiği kullanım şekli internetteki kişisel web sayfasından öğrenilebilir.

İkinci yaklaşım şekli ise özellikle Prof. Dr. P. Talalay tarafından önerilmekte olan aktif madde kullanımıdır. Bu kullanım şekli brokoli içerisindeki aktif maddelerin ayrıştırılmasına, bunların sentetik yollardan çok miktarda üretilmesini ve ilâç şekline getirilerek piyasaya sürülmesini öngörmektedir.
Bu iki kullanım şeklinin de avantajları ve dezavantajları zamanla daha da belirginleşecektir

Sonuç Olarak
Brokolinin bizi en çok ilgilendiren yönü iyi bir gıda olmasıdır. Tarım Bakanlığı ihtiyaç fazlası ürün veren fındık, tütün ve şeker pancarı alanlarında sınırlandırmaya gidilmesini ve bu ürünlere alternatif ürünlerin ekiminin yapılmasını tavsiye etmektedir. Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesi tütün alanlarında alternatif ürün olarak brokoli tarımı yapılması konusunda bir çalışma yapmıştır. Eşme İlçesi’nde gerçekleştirilen bu çalışma brokoli tarımının çok kârlı bir alternatif olduğunu göstermiştir. Öyle görülüyor ki yıllardır insanları zehirleyerek çeşitli hastalıklara yol açan tütün gibi zararlı bir bitkinin yetiştirilme alanları bu kez de insanlığın faydası için çok çeşitli özellikler gösteren brokoli ile tanışacaktır.

NOT: Bu Makale sızıntı dergisinin resmi internet sitesinden alınarak sedeleştirilmiş ve çeşitli eklentiler yapılarak yayınlanmıştır. Bu maklenin altında Dr. Musa SARAÇOĞLU'nun imzası vardır. Bu deginin sitesini ziyaret edebilirsiniz. www.sizinti.com.tr

 

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

çörekotu...

12/1/2009 · Kategori: sifali bitkiler___

 

Genel Olarak

Bilinen 16 türü vardır. Şam çörekotu, kırk çörekotu bilinen türleridir. Çörek Otu

Karamuk, siyah susam ve çörekotu diye de anılır.

Çörek otu, % 35-40 oranında yağ, acı madde, uçucu yağ, saponin, tanen, nigelon (bronşit nöbetlerine karşı), thymochinon (öd söktürücü) içerir.

Uygulama Alanları ve Uygulama Şekilleri

*Vücuda kuvvet ve zindelik verir; bal ile macun yapıp yenebilir. Kan yapıcıdır; her sabah kuru üzümle beraber yenmeli.

*Çocukların gaz ve sancılarında; bir miktar çörekotu tohumu, bir tane hindistan ceviziyle de dövülür ve tülbente konup, çocuğun ağzına tutularak emzirilir.

*Kadınların hayzını söktürür. Anne sütünü artırır; balla yenmeye devam edilmelidir. Unutkanlığa faydalıdır, balla macun yapılıp yenmeli.

*Mide ve bağırsaktaki gazları söker, hazmı kolaylaştırır, iştah açar; ekmek ve keklere katılırsa da şişlik yapmaz.

*Böbrekteki kum ve taşları döker; şerbeti içilir veya 4 bardak suya 3 çorba kaşığı çörek otu dövülerek konur, üzerine 1 çay kaşığı sözme bal konur. Kaynatılıp süzülür. Günde üç kere 1′er çay bardağı içilir.

*Felç ve kazıklı hummaya (tetanoz) faydalıdır; çörek otu yağı burundan faydalıdır.

*Öksürük, balgam, nefes darlığı ve romatizmaya faydalıdır; balla karıştırılıp yenir veya macun yapılır. Grip ve nezleye, baş ağrısına; yağı burundan damlatılır veya çörek otu bir müddet sirke içinde bekletildikten sonra alınarak toz haline getirilir, enfiye gibi burna çekilir veya tohumları kavrulur, tütsüsü burna çekilir.

*Kulak için, sonradan meydana gelen üşütme, rüzgâr alma, iltihap tıkanıklıklarında; çörek otu yağı kulağa damlatılır.

*Diş ağrısı ve diş iltihaplanmalarında kullanılır; çörek otu sirke ile kaynatılıp ağızda gargara yapılır.

*Bağırsak ve karındaki kurt, parazit ve solucanları öldürür; sirke ile kaynatılıp aç karnına içilir.

Çörekotu Tohumu*Basura faydalıdır; sirke ile kaynatılıp basura sürülürse veya yakılır elde edilen külü içilir veya acı kavun suyu ile merhem yapılır sürülürse faydası görülür.

*Vücudun muhtelif yerlerinde sızısı olanlar; sabunlu sıcak su ile yıkanır, çörek otu kavrularak dövülür ve yıllanmış zeytin yağı içine konur. Bu yağ sızılı kimsenin tepesinden ayağına kadar sürülür, hasta giydirilir. Soğuk rüzgâr değmeden yatağa yatırılır, iyice terletilir. Hasta terledikten sonra sızılar geçer ve vücut ipek gibi olur.

*Sivilce, uyuz, egzama gibi cilt hastalıklarına faydalıdır; çörek otu sirke ile kaynatılıp sürülür.

*Saçları besler, kepeği önler; çörek otu yağı saçlara sürülür.

*Çörek otu tütsüsü haşereleri öldürür.

GENEL KULLANIM
Kanser ve AIDS hastalıklarında vücudun direncini artırma görevini layıkıyla yerine getirir ve bağışıklık sistemini güçlendirir. Bronkodiletatör (bronşları genişletici) dür.

HazırlanışıÇörek Otu Reçeli

Macun: 1kg bala, 200gr. Çörek otu öğütülüp karıştırılır. Bir kaba konur, üstü tülbentle örtülür. Üç gün üç gece ay ve yıldızları görecek şekilde bekletilir.Sonra bu macundan 3 çay veya 1 şeker kaşığı günde 3 kere aç karnına yenir.

Sonuç Olarak

Çörek otunun faydaları saymakla bitmez özellikle son yıllarda çörekotuna olan ilgi inanılmaz biçimde artmış ve kullanımı hak ettiği yere varmıştır.

Çörekotunu bal ile karıştırarak almanın faydası daha büyüktür. Sabahları bir elin ayasını dolduracak kadar çörek otunun gün aşırı tüketilmesi ise anti oksidan etkisinden dolayı gerçekten mükemmel sonuçlar doğurur.

www.sagliksifa.com

 

Yazı www.lokmanhekim.com sitesinden alıntılanmıştır.

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

Biberiye (kuşdili)...

12/1/2009 · Kategori: sifali bitkiler___

Ballıbabagillerden; Akdeniz çevresinde çok yetişen; küçük, kalınca, ensiz ve kokulu yaprakları ile çiçeklerinden faydalanılan bir bitkidir. Yaprakları iğneye benzer. Boyu 2 metre kadardır. Çiçekleri mavi veya eflatundur. Çiçeklerinden renksiz veya soluk sarı renkte olan biberiye esansı çıkarılır. İçeriğinde kafuru, sineol, kamfen, pinen, borneol ve bornilasetat vardır.

Faydası : Hazımsızlığı giderir. Çarpıntıyı keser. Yarımbaş ağrılarını giderir. Baş dönmesini keser. Astım, bronşit ve kansızlıkta faydalıdır. zayıflamaya yardımcı olur.tok tutar.Yağlı saçların yağını alır. Burkulmalarda ve deri yaralarında da haricen kullanılır. İdrar ve adet söktürür. Safra ifrazatını arttırır.

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

http://www.mxcounters.com
mx counters
center>